Ana sayfa Tarih Büyük İskender kimdir? Büyük İskender’in hayatı

Büyük İskender kimdir? Büyük İskender’in hayatı

32
0

Büyük İskender, Yunan Mitolojisi’nde geçen bir efsane olmaktan öte, Yunan tarihinde gerçekten yaşamış ve Yunan kültürünü oldukça geniş bir coğrafyaya yaymış bir Makedon kralıdır. Onunla ilgili kayıtlar, M.Ö. 3. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Yunanistan’ın doğusuna yaptığı seferlerle, Hindistan’a kadar varan bir bölgede kurduğu şehirlerle tanınmaktadır. Aynı zamanda Yunan Mitolojisi’ne ve inançlarına bağlı bir komutan olduğu söylenmektedir. Makedonya’ya kral olduğunda, diğer Yunan kentleri de kendi hükümdarlığı altındadır. Diğer yandan Yunanistan’ın dışında, hâkimiyeti altına aldığı Anadolu, Mezopotamya, Mısır, İran ve Hindistan topraklarındaki mitolojileri ve inançları da derinden etkilediği söylenebilir.

Campbell’a göre, gerçek manada Helenist kültürün oluşmasında büyük katkı sahibi olan İskender, aynı zamanda dönemin ünlü Yunan düşünürlerinden Aristoteles’in de parlak bir öğrencisidir. Onun döneminde Makedon Krallığı’nın Hindistan’a varacak şekilde yayılmasıyla, Yunanistan, Hindistan, İran, Mısır, hatta Kudüs dışındaki Yahudiler de tek bir dünyada bir araya getirilmişlerdir. Bu medeniyetlerle kurulan etkileşimle birlikte Yunan dini yeni bir aşamaya; bir yandan muhteşem bir evrenselliğe, diğer yandan kişisel ve içe dönük sezgiye varmayı başarmıştır. Yunan Mitolojisi’nin ölümden uzak güzel tanrıları, soluklarının esinlerini tüm Asya’ya göndermişler; Hindistan’da, Çin’de ve nihayetinde Japonya’da yeni bir din ve estetik biçimi uyandırmışlardır. Batı’da, Roma’yı ortaya çıkaran Helen kültürü son halini almıştır. Güney’de ise eskiye, tanrıça İsis ve eşinin eski kültlerine yeni bir özellik getirdikleri görülür.

Büyük İskender, Makedon tahtına geçtiğinde babasından ona birleştirilmiş bir Yunanistan emanet kalmıştır. Babası Kral Philippos, neredeyse tüm Yunan kentlerini ve devletlerini kendi hâkimiyeti altına almayı başarır. İskender başa geçtiğinde ise birçok Yunan kenti onun zayıf olduğunu düşünüp ayaklanmayı planlasa da bunda başarılı olamamıştır. Kendi soyunu, Yunan Mitolojisi’nin en önemli kahramanlarından olan Herakles’e ve Akhilleus’a dayandıran İskender, bu sebeple Yunanistan’ın kendi krallığı altında yönetilmesi için hak iddia edebilmektedir.

Büyük İskender Fotoğrafıİskender, yeryüzünde tanrıyı temsil eden kral olduğunu da düşünerek, kendine “Yenilmez Tanrı” anlamına gelen Theos Aniketos sıfatını vermiştir. O dönemlerde Makedon krallarının Herakles’in soyundan geldikleri düşünülmektedir. Babası baş tanrı Zeus olan Herakles’in annesi ise, ölümlü bir kadındır. Yunan mitlerinde onunla ilgili efsanelere bakıldığında, karısı Dejanire’nin Hera tarafından zehirlenerek öldürtüldüğü görülür. Zeus’un karısı olan Hera, onun bir ölümlüden doğan oğlu Herakles her daim kıskanmıştır ve düşmanlık etmiştir. Herakles’in karısını da ona yarı at – yarı insan olan Santorlar aracılığıyla zehirli bir elbise göndererek öldürtmüştür. Makedon krallarının, Herakles ve ölen eşinden geldiğine dair bunun gibi birçok efsane üretilmiştir.

Büyük İskender, Yunanistan’ın Makedon krallığı içindeki birliğinden emin olduktan sonra doğuya, Pers İmparatorluğuna sefer düzenlemeye karar vermiştir. Babası Philippos’un oluşturduğu büyük Makedon ordusuyla, Perslerin daha önce Yunan topraklarını istila edip yağmalamalarının intikamını almak için yola çıkar. Herakles’e dayandırdığı soyunun gücüyle, Yunan dünyasını eski ihtişamına kavuşturmak ve yeni bir kahraman olmak istediği için böyle bir sefer düzenlediği söylenebilir.

M.Ö. 334 senesinde kralın büyük ordusu doğuya seferine başlar. İskender, Asya’ya yapılan bu seferin Homerosçu bir doğaya sahip olduğunun farkındadır. Anadolu toprağına ayağını bastığında, ataları kabul ettiği Aias’ın ve Akhilleus’un hatıralarını yâd etmiştir. Aynı zamanda, soyu anne tarafından Troya’ya dayandığı için onları da anmayı unutmaz. Bu noktada Troyalılar, barbarlar olarak gördükleri Perslere karşı Yunan kıtasıyla birleşen fahri Yunanlılar olarak orduya katılırlar. O dönemde Troya yöresinde bulunan küçük yerleşmeler, armağanlarıyla gelerek İskender’i desteklemişlerdir. Anadolu’da Perslerle her karşılaşmalarından galip çıkan Makedon kuvvetleri, M.Ö. 333 yılına gelindiğinde Gordion’a ulaşır. Burada İskender’in yaşamında önemli bir yeri olan efsanevi olaylardan biri gerçekleşmiştir. İskender, boyunduruğu direğine bağlanmış olan antik bir yük arabasının düğümlerini kılıcıyla keser. Bir kâhinin bulunduğu bir kehanete göre, bu düğümü çözen Asya’nın hâkimi olacaktır. Efsaneye göre İskender düğümü gördüğünde çok şaşırdıysa da kılıcının bir darbesiyle düğümü keser. Onun bu “başarısı” sefer için ilahi bir işaret olarak borularla ilan edilmiştir.

İskender, Pers topraklarına yaptığı yolculuklar boyunca birçok şehir ele geçirmiştir. Ele geçirdiği topraklarda direnen toplulukları da kıyımdan geçirdiği görülür. Her ne kadar gittiği yörelerde tapınılan tanrılara ve onların putlarına saygı gösterse de, bu bölgelerde yaşayan insanlara Zeus’un ve diğer Yunan tanrılarının üstünlüğünü de kabul ettirmeye çalıştığı söylenebilir. Özellikle bugünkü İran topraklarında ve daha doğuda Hindistan’a kadar olan seferlerinde ele geçirdiği Pers yerleşimlerinde tüm erkekleri öldürttüğü, kadın ve çocukları ise köle olarak çalıştırdığı görülebilmektedir.

Bu aşamada, onun gözünde, kendisine ve ordusuna direnen düşmanlar onurlu muamele hakkını kaybetmiştir. Onunla birlikte yolculuk eden bir mahkeme filozofu olan Abdera’lı Anarxarchus’un itiraz ettiği doktrini de kabul ettirmeye çalışır. Bu doktrine göre, Zeus’un ve onun muadili olan Büyük Kral’ın eylemlerinin tamamı adaletle yapılmıştır. Freeman’ın aktardığına göre, İskender’in eylemlerinin acımasızlaştığı bölgeler Fenike’den sonra ele geçirdiği şehirler olmuştur. İlk Fenike kenti onu memnuniyetle karşılarken, Tyros kentine vardığında ise bir engellemeyle karşılaşır. Bu engelleme, bölgedeki insanların inancında yer alan tanrı Melkart’a adanmış bir tapınakta gerçekleşmiştir. İskender, yerel halkın taptığı tanrı Melkart’ı kendi “atası” Herakles’e denk gördüğünü söyleyerek, tapınmak için mabede girmek istediğini bildirir. Ancak onun bu talebini geri çeviren halka karşı çok gücenen kral, kenti kuşatmaya karar verir. Başarıyla savunulan ve denizden de yardım alabilen bu kentin ele geçirilmesi, yaklaşık yedi ay sürmüştür ve İskender bu kuşatma sırasında, duvarlarda gedik açabilmek için yüzen kuşatma kuleleri inşa etmek dâhil bütün hünerlerini sergiler. Kenti ele geçirdiğinde ise halka karşı zulmü korkunç olmuştur. Kenti savunanların çoğu öldürülmüş, geri kalanı da çarmıha gerilmiştir. Kente yerleştirilmek üzere de iç kesimlerden yerleşimciler aranmıştır.

İskender’in Yunan mitlerine bağlı bir komutan olduğu söylenebilir. Doğuya olan seferleri sırasında Yunan mitlerini bu bölgelere taşımak istercesine eylemlerde bulunmuştur. Tyros’ta yerel halkın taptığı Melkart’ı, kendi atası olarak gördüğü Herakles’e denk tutmasının da bu sebepten kaynaklandığı söylenebilir. Troya topraklarındayken, anne tarafından Troya kökenli olduğu için Troyalı atalarını da anması da bir başka örnektir. Herakles’ten ötürü kendisini de Zeus’un soyundan saymaktadır, bu sebeple de baş tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak addedilmiştir. Komutan Mısır topraklarına girdiğinde, bölgenin rahipleri tarafından Zeus’un oğlu olarak adlandırıldığı için, tanrısal olduğuna olan inancı daha da güçlenmiştir. Bu durum, Freeman tarafından şu şekilde aktarılır:

“Bununla birlikte İskender, Mısırlı tanrılardan daha fazla Yunan atalarına ilgi duymuştu. 331’in başlarında Libya çölünü geçerek, Siva’da bulunan Amon kehanet merkezine zorlu bir yolculuk yaptı. Amon yerel bir tanrıydı fakat yaygın bicimde Zeus’la bir tutuluyordu. Rahiplerle yaptığı özel bir görüşme sonucunda, Zeus’un İskender’i kendi oğlu olarak tanıdığı inancı ortaya çıktı. (Plutarkhos’un hikâye ettiğine göre, rahiplerin selamının anlamı paidie, yani çocuktu, ne var ki Yunanca’yı iyi konuşamadıktan için yanlışlıkla paidios sözcüğünü kullandılar ve bu yüzden İskender onların pai Dios, yani ‘Zeus’un oğlu’ dediklerini zannetti.) Bu durum, Makedonya’da anlatılan ve gerçekte İskender’in tanrısal olduğu görüsünü işleyen eski öyküleri yeniden gündeme getirdi. (Farklı kaynaklara göre Olympias, ya bir yılandan ya da bir yıldırım tarafından gebe bırakılmıştı.) Bu aşamada tanrı kavramı, illa ki birinin bizzat tanrı olması demek değildi (Homerosçu kahramanlar tanrıların dölüydü fakat ölümlüydüler), fakat büyük kahramanlıklar sayesinde, insanın tanrısal statü kazanabileceğine inanılıyordu. Pindaros’un odlarında, tanrılara yakınlaştırılan bir atletin oyunlarda kazandığı zaferlerden bahsediliyordu. İskender’in başarılarının büyüklüğü zaten, sıradan ölümlülerden çok üstün olduğunu düşündürüyordu; daha sonraki yıllarda İskender’in giderek, muhafazakâr Makedon komutanların huzurunu kaçıracak biçimde, sanki yan tanrıymış gibi davrandığı görülür.”

Mısırlı rahipler tarafından Zeus’un oğlu olarak adlandırıldıktan sonra tanrısal bir kral olduğu düşüncesi pekişen İskender, her ne kadar acımasızca davranmaya devam etse de, özellikle Pers topraklarına ilerlerken kutsal tapınaklara ve yadigârlara zarar gelmemesi için çabaladığı görülmektedir. İskender’in; bölgesel tanrıların, kendi tanrılarının yalnızca başka biçimde isimlendirilmiş birer yansıması olduğu fikriyle bu şekilde hareket ettiği söylenebilir. Belki de bu sebeple, yerel halka kendi inançlarını aşılamak için, geçtiği birçok bölgede yeni şehirler kurup, kendi rahiplerini ve komutanlarını da bu şehirlerde bırakmıştır. Ele geçirdiği Pers şehirlerini ise yağmalamaktan ziyade, kendi hükümdarlığı altında birer kent olarak onların ayakta kalmasını sağladığı görülür. “M.Ö. 336-330’da Persia’yı fetheden İskender, hiçbir kutsal nesnenin hasar görmemesi için kesin emir verdi. Fakat yaklaşık iki yüzyıl önce Persler Yunanistan’ı ele geçirmek istediklerinde tapınakları yıkmışlar, tanrıların imgelerini yakmışlar, putlara saygısızlık etmişlerdi.

Bugünkü İran topraklarının bulunduğu Pers İmparatorluğunun fethini tamamlayan İskender, bununla da sınırlı kalmayarak doğuya ilerlemeye devam etmiştir. Ordularının komutanları arasında şikâyetler artmışsa da o, Hint Okyanusu’na kadar varmak istemektedir ve ilerlemesini durdurmamıştır. İnancı gereği, Yunan tanrıları Zeus, Dionysos ve Apollon’un kültlerini bu bölgelere taşıyarak, tanrısal krallığını bilinen dünyaya yayma motivasyonuyla hareket etmeye devam ettiği söylenebilir.

Benzer şekilde, Yunanlıların Herakles ve Dionysos mitlerinin Hindistan kökenli olduğunun farkında olarak, onların kahramanlıklarıyla eşit düzeye erişebilme arzusuyla Hindistan’ı fethine başlamıştır. Burada ele geçirdiği şehirlerde zalimce katliamlar yapan İskender, direnişlere karşı büyük bir öfkeyle hareket etmiştir. Kendi kültlerini kabul edenlere ise hoşgörüyle yaklaştığı görülmektedir. Örneğin, Yunanlıların Mysa olarak adlandırdıkları bir kentte yaşayanlar, şehirlerinin Dionysos’un doğduğu yer olduğunu söyleyerek katliamdan kurtulabilmişlerdir. Hindistan’ın fethini tamamladıktan sonra, muson yağmurları mevsiminin başlamasıyla daha fazla ilerleyemeyen İskender ve orduları, bunu tanrıların bir işareti olarak görmüş ve ger dönüş yolculuğuna başlamışlardır. Pers topraklarına geri dönüldüğünde İskender, “dünyanın hükümdarı” olarak burada uzun süre kalmaya karar verir. Pers İmparatorlarının yaşadığı gibi büyük zenginlik ve bolluk içinde, sürekli ziyafetler ve eğlencelerle günlerini geçirdiği söylenir. “Tanrısal” krallığının verdiği rahatlıkla, komutanlarının şikâyetlerini de göz ardı etmiştir. Bölgede “satrap” olarak adlandırılan kentlerin liderleri, kendisine abartılı hediyeler sunarak gönlünü hoş tutmaya çalışırlar. Söz konusu bu bolluk arasındaki içki âlemlerinin birinde, onun en yakın arkadaşlarından biri, hatta sırdaşı olan Hephaestion ile kavgaya tutuşur. Bu kavga sonrası içkinin etkisiyle, Hephaestion’un idam emrini verir. Ardından pişman olan kral, Akhilleus’un Patroklos’un ölümü karşısında duyduğu üzüntünün çağdaş bir biçimi olarak, arkadaşının cesedinin başında üç gün oruç tutmuştur. İskender’in emriyle, ölen kahraman için bulundukları şehirde bir kült oluşturulacak ve Babil’de de muazzam bir anıt inşa edilecektir. Kralın Hephaiston’a duyduğu üzüntüde tutarsızlıklar olduğu görülebilir. İskender bu dönemlerde gerçeklikten uzaklaşmıştır. Kendisinin tanrı olduğuna inanıp inanmadığı tam olarak bilinmemekle birlikte, tanrısallık sembolleriyle donandığı görülür. Babil’de bastırdığı sikkelerde, elinde Zeus’un yıldırımını tutarken resmedilmiştir. Yunan kentlerine de kendisine ilahi bir statü atfetmeleri için emirler gönderdiğine dair kanıtlar mevcuttur. Kendisinden sonra devam eden Helenistik Çağın hükümdarlarının ve onları izleyen Roma imparatorlarının da ona benzer şekilde tanrısallık iddialarında bulundukları bilinmektedir.

Sonuç olarak, Büyük İskender efsanesi, her ne kadar Yunan mitleri ve destanları bağlamında incelenmese de Yunan kültürü açısından önemli bir yere sahip olmuştur. Onun efsanesinin mitolojide yer alan benzerlerine rastlamak da mümkündür. Bu bağlamda İskender efsanesiyle paylaştığı paralelliklerle dikkat çeken Orestes ve Elektra’nın mitine göz atmak, çalışmanın bulguları açısından önemli görülmektedir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here